Gezintiyi atla.
Ana sayfa
İçeriği gözle

Postmodernizm

29 Haziran 2006

Postmodern Darbeye Direnen Roman: Bin Hüzünlü Haz’da Belirsizliğin Bilgeliği

Çimen Günay


Çin
Güneşten sonraki üçüncü dünyada yaşıyoruz. Üç Numarada. Kimse bize ne yapacağımızı söylemiyor./ Bize saymayı öğreten insanlar çok nazik davrandılar. / Her zaman gitme zamanıdır. / Yağmur yağarsa, şemsiyen ya vardır ya da yok. / Rüzgar şapkanı uçuruyor. / Güneş de doğar. / Keşke yıldızlar bizi birbirlerine tarif etmeseler; keşke bunu kendimiz yapsak. / Gölgenin önünden koş. / Hiç olmazsa on yılda bir göğü gösteren kızkardeş iyi bir kızkardeştir. / Manzara motorize. / Tren gittiği yere götürür seni. / Sular arasında köprüler. / Geniş beton düzlüklerde uçağa doğru başıbozuk yürüyen ahali. / Sen ortadan kaybolduğunda şapkanla ayakkabılarının neye benzeyeceğini unutma. / Havada yüzen sözcükler bile mavi gölge yapar. / Tadı güzelse yeriz. / Yapraklar düşüyor. Meseleleri izah et. / Lüzumlu şeyleri topla. / Hey Biliyor Musun? Neyi? Konuşmayı Öğrendim. Harika. / Kafası tamamlanmamış kişi gözyaşlarına boğuldu. / Düşerken bebek ne yapabilirdi? Hiçbir şey. / Yat uyu. / Şortla harika görünüyorsun. Bayrak da harika görünüyor. / Herkes patlamalara bayıldı. / Uyanma vakti. / Ama rüyalara alışsan daha iyi.
Bob Perelman. Primer


28 Haziran 2006

Fizik Postmodernizmi Yapıbozuyor!

Çimen Günay
Alan Sokal ve Jean Bricmont.
Son Moda Saçmalar: Postmodern Aydınların Bilimi Kötüye Kullanmaları.
Çevirenler: Memet Baydur ve Ongun Onaran.
İstanbul: İletişim Yayınları, 2002. 310 s.

[1] Fizikçi Alan Sokal, 1996 yılında ünlü kültür araştırmaları dergisi Social Text’e , “Sınırların Aşımı: Kuantum Yerçekiminin Dönüşümsel Bir Betimlemesine Doğru” başlıklı bir yazı gönderir ve makalenin kabul edilip, üstüne üstlük postmodernizm eleştirilerine cevap veren özel bir sayıda yayınlanmasının ardından, Lingua Franca dergisine gönderdiği bir başka yazıda, makalesinin baştan aşağı saçmalıklarla dolu, birbirini değilleyen önermeler içeren ve postmodernizmin maskesini düşürmek için yazılmış hileli bir yazı olduğunu açıklar. Sokal ve onu destekleyenler, aralarında Social Text dergisi editörleri ve derginin yönetimini üstlenen üniversitenin (Duke Üniversitesi) önde gelen profesörlerinin de bulunduğu bir grupla çetin bir kavgaya tutuşur. Sokal hileli makalesiyle postmodernizm taraftarlarının anlaşılmaz üslup ve belirsizliği besleyen sözcük oyunlarından medet umduklarını kanıtladığını iddia ederken, karşı taraf da Sokal’ın etik davranmadığını ve sosyal bilimlerin nesnel gerçeklik olarak sunulan kimi kavramları sorunsallaştırmasını işine geldiği gibi yorumladığını ileri sürer.


28 Haziran 2006

Modern Beden, Postmodern Ben

Çimen Günay
Yasar_CabukluYaşar Çabuklu.
Toplumsalın Sınırında Beden.
İstanbul: Kanat Kitap, Ekim 2004. 177s.

[1] Türkiye’nin kültürel coğrafyasında hem sakınılan hem de abartılı biçimlerde görünür kılınan, cazibesiyle iştah kabartan ve aynı zamanda acımasız cezaların hedef tahtası olan beden, başlı başına karmaşık bir problem. “Şiddet”in bu ülkenin insanlarının kendi bedenleriyle, çevrelerindeki yetişkinlerin ve hatta çocukların bedenleriyle kurdukları ilişkinin önemli bir boyutunu oluşturduğunu konserlerde kendilerini jiletleyen delikanlıları, işkence mağdurlarını, namus davasında burnu kesilen kadınları ve yuvalar ile okullarda dayaktan geçirilen çocukları gördükçe daha da dehşetle kavrıyoruz. Beden algısı kadar benlik algısı da türlü travmalara uğramış bir ülkenin insanları olarak bu düzen karşısında karamsarlığa kapılmamak elde değil; ancak bu mutsuzluk hali değişimi ve dönüşümü bir umut olarak içimizde taşımamıza engel olmuyor. Yaşar Çabuklu’nun bedenin hallerine odaklanan yazılarını topladığı son kitabı da muhalefete, yeni ve belki de yurtsuz kolektivitelere ilişkin böylesi bir umudu dillendiriyor.


3 Haziran 2006

Siyasal Alanın Krizi

Toni Negri

İnsanlar "Yeni Dünya Düzeni" fikrini kullandıklarında, üç güçlü kavramı tek çerçevede biraraya getiriyorlar: düzen, dünya ölçeğinde küreselleşme ve bunlar arasında kurulan ilişkilerin yeniliği.

"Dünya" ve "düzen" arasındaki bu yeni bağlılık, yeni bir paradigma, başka bir deyişle, siyasal iktidarın ve dünyanın fiziksel mekanının düzenlenmesinin yeni bir biçimini oluşturuyor gibi görünüyor. Bu yüzden, bu yeni biraraya gelişi anlayabilmek için - ne anlama gelmiş olduklarını ve bunları biraraya getiren daha önceki biçimlerin krizinin ne olduğunu tespit etmek için -, öncelikle bu kavramlar hakkında düşünmek zorundayız ve daha sonra bu yeni bağlılığın orijinalliğine ve dinamiklerine nüfuz etmemiz gerekecek. Bu noktada, belki de meydana gelmekte olan değişikliğin derinliğini anlayabilecek durumda olacağız.

Düzen kavramıyla başlayalım. Modern dönemde, toplumsal ve siyasal düzen kavramı, -ancak zamanın geçmesiyle "ulusal egemenlik"e dönüşen toprağa bağlı bir - egemenlik kavramına çok yakındır. Bu yüzden egemenlik kavramı ile ulusal egemenliği ayrı ayrı incelemeliyiz.


İçeriği gözle