Gezintiyi atla.
Ana sayfa
İçeriği gözle

Tanrı, AIDS, Terör: Korkunun Yüzleri

Çimen Günay
Joanna_BurkeJoanna Bourke.
Korku: Kültürel Bir Tarih (Fear: A Cultural History)
Londra: Virago, 2005. 500 s.

[1] Türkiye'de, Birinci-İkinci Dünya savaşları veya Vietnam savaşında aktif olarak görev almış askerlerin günlükleri, özel yazışmaları ve raporlarından hareketle, erkeklerin savaş alanında şiddete yatkın “avcı”lara dönüşmesini ele aldığı Öldürmenin Mahrem Tarihi başlıklı kitabı ile tanıdığımız tarihçi Joanna Bourke, henüz dilimize çevrilmemiş son kitabı Korku’da bu duygunun tarihçesini kurma çabasına girişiyor ve İngiltere ile Amerika Birleşik Devletleri’ni temel alarak son yüz elli yıla damgasını vuran korkuları inceliyor.

[2] Korku, 1860’larda elektrik akımı vererek insanların yüzlerinde çeşitli duygusal ifadeler yakalamak için çalışmalar yapan Fransız nörofizyolog Duchenne de Boulogne’dan 11 Eylül sonrasında Batılı toplumları etkisi altına alan korku atmosferine pek çok farklı konuya değinen bir kültürel tarih okuması. Bir uçtan diğer uca giderken, Darwin’in duyguların ifadesi üzerine yazdıkları (15), din adamları tarafından yapılan ölümden sonraki hayat açıklamaları (44), Afrika kökenli Amerikalıların yüz kaslarının beyaz Amerikalılardan daha “kalın” olduğunu ve dolayısıyla bu kişilerin “modern ve hassas duyguların ifadesinde yetersiz” olduklarını iddia eden (64) bilimsel makaleler gibi, korku ile ilgili psikolojik deneyleri ve yaygın inanışları da içine alan konularda farklı otoriter seslerin birbirini izlediği bir patikada ilerleyen Bourke, 19. yüzyıldan bu yana, hangi korkuların kanıksandığını ve nelerin insanoğlu için dehşetengiz olmaya devam ettiğini sorguluyor.

[3] On bir bölümden oluşan kitabın üç bölümü savaşa ayrılmış; diğer bölümler ise, hastalıktan suça, Tanrı korkusundan terörizme insanoğlunu çaresiz ve tedirgin hissettiren ve korkunun ortaya çıkmasına neden olan unsurlardan söz açıyor. Bourke, bir yandan korku ile ilgili olarak tarihsel düzlemde bir inceleme yürütürken öte yandan bu duygunun benzer diğer duygulardan ayrıldığı noktaları da vurguluyor: Bourke’e göre, “korku” belirgin bir düşman öngörmeyen “tedirginlik”ten, tehdidi cisimleştirerek, ona yüzler, özellikler ve kimlikler biçerek ayrılıyor. Bu konu üzerine çalışan araştırmacıların korkuyu “nesnel”, tedirginliği ise “öznel” (189) bir durum olarak işaretlediğine dikkati çeken Bourke, bir grup için korku unsuru olan bir olayın bir başka grup için tedirginliğe denk düşebileceğini (190) ve bu iki duygunun kolayca birbirlerine dönüşebileceğini de hatırlatarak, incelemesinin son çözümlemede bir tarihçinin gözünden Batılı toplum için geçerli olan “korku”ları ele aldığının gözetilmesi gerektiğinin altını çiziyor.

[4] Korku’nun tarihsel rotasında günümüze yaklaşıldığında, medya ve terör üzerine kurulu bir tartışma ön plana çıkıyor; terör korkusunun 1970’lerden beri medya tarafından işlendiğini belirten Bourke, ABD ve İngiltere’de 1977-78 yıllarında yapılan araştırmalarda, terörün halk tarafından %85-90’lara varan bir oranda ciddi bir sorun olarak algılandığını ortaya koyuyor ve 1980-1985 yılları arasında teröristlerce 17 kişinin öldürüldüğü ABD’de, New York Times’ın her sayısında terörizm ile ilgili ortalama 4 makaleye yer verildiğini kaydediyor (365). Burke’ün değindiği bir diğer çarpıcı istatistik ise şöyle: tüm dünyada 34 Amerikan vatandaşının teröristlerce öldürüldüğü 1989-92 yılları arasında, ABD’de “terörist” veya “terörizm” kelimeleri ile kataloglanabilecek 1300’den fazla kitap yayımlanmış (365). Birleşik Devletler’in şiddetin tek hedefi olarak gösterilmesine gayret edildiği politik manevralar nedeniyle terörün derinlemesine irdelenmesini sağlayacak soruların ikinci plana itildiğini ileri süren Bourke, 11 Eylül’ün de 1980’lerde kanser ve daha sonrasında da AIDS hastalığının yarattığına benzer bir korku salgınının baş aktörü olarak sahnede tutulduğunu söyleyerek korkunun politik arenada edindiği role dikkat çekiyor ve bu duygunun geniş kitleleri etkilemek için ne şekilde kullanıldığını gözler önüne seriyor.

[5] İnsanoğlunun yüzyıllardan bu yana yaşadığı korkuların yıpratıcı yüzünü sergileyen Bourke, incelemenin sonunda “korkusuz bir yaşam nasıl olurdu?” sorusuna, korkuyu gündelik kılan ve sevimlileştiren, onu insan yaratıcılığının itici gücünü ortaya çıkartan bir duygu olarak tanımlayan bir cevap vererek “korku” mekanizmasının farklı şekillerde değerlendirilebileceğine de işaret etmiş. Kitapta dile getirilen onca acıdan sonra buruk bir tat bıraksa da, bu belirlemede de haklılık payı var. Bourke’ü Türkçede bir kez de bu kitapla ağırlamak, sadece ölüm karşısında yaşama tutunma çabasının değil, bugün Türkiye’yi her zamankinden daha fazla etkisi altına alan yerel ve global savaşçı politikaların arkasındaki dinamiklerin de daha iyi anlaşılmasına yardımcı olabilir. Çünkü Batılı toplumların deneyimlerine odaklanmasına karşın Korku en derinde, tüm insanlık için ortak olan bir duyguyu inceliyor ve korkunun politik amaçlı kullanımı sadece Batı’da değil, Türkiye’de de giderek daha da işlevselleşiyor.

Duchenne de Boulogne’nun deneylerinden korku ifadesi çalışması “Yaşlı Adam.” (1860)